• Kürşat Kültür

Küresel Üniversite Sıralamaları 2020

Son yıllarda sayıları giderek artan üniversite sıralama kuruluşları, günümüz üniversitelerini kendilerine has metodolojilerle çeşitli boyutlarda sıralamakta ve bir nevi her yönden sınıflandırmaktadır.

Gerek öğrenciler gerek anne ve babalar gerekse de üniversite paydaşları ve hatta işverenlerce takip edilen bu kuruluşlara gösterilen ilginin de giderek artması, üniversiteleri gelecekleri hakkında artan rekabet ortamında daha fazla düşünmeye ve endişeye sevk etmektedir. Literatürde her ne kadar bu kuruluşların kullandıkları metodolojiler çeşitli bakımlardan eleştirilse de giderek artan bu ilginin karşısında üniversiteler de kendilerinden beklenilen öğretim, araştırma gibi temel misyonlarını küresel standartlarda karşılamak durumunda kalmaktadırlar. Her üniversitenin kendine özgü bir yapısı ve çevresi vardır. Küresel de olsa bu kurumların belirli standartlara oturtulmaya çalışılması işi oldukça zor ve karmaşıktır. Bizler bu kaynağı hazırlarken, dünyada önde gelen ve itibar edilen sıralama kuruluşlarının kökenleri hakkında bilgileri sunmaya çalışırken aynı zamanda kullandıkları metodolojiler, düzenledikleri sıralama türleri hakkında bilgi vermeye çalıştık. Her sıralama kuruluşunun elde ettiği sonuçları karşılaştırabilmek adına çeşitli analizler ve lig tablolarıyla bu sonuçları özetlemeye ve kuruluşların sonuçlarının birbirleriyle tutarlı olup olmadığına odaklandık.


Bu kaynağın hazırlanmasındaki bir diğer amacımız ise, üniversitelerin küresel imajları perspektifinde, gerek dünya gerekse de bu dünyanın bir parçası olan ülkemiz üniversitelerinin dünya üniversite sıralamaları ölçeğinde kendilerine nasıl bir yer bulabildiklerini ve öne çıkan sıralama kuruluşlarının komplike değerlendirme sistemlerine hangi yönlerde ve derinliklerde cevap verebildiklerini tespit ederek, yükseköğretim kurumlarının küresel anlamda bir fotoğrafını çekmek ve gelişimlerine katkıda bulunabilecek bir çalışmaya imza atabilmektir.


Tüm dünya size karşıymış gibi gözüktüğünde şunu hatırlayın: Uçak, rüzgarın desteğiyle değil rüzgara rağmen havalanır. Henry Ford


YILLAR İÇERİSİNDE DÜNYA

Küreselleşmenin getirdiği bir çok yenilik ile Dünya tek bir coğrafya olarak algılanmaya başlamıştır. Bu anlamda her alanda belirli standartlar sağlamak ve dünya toplumunun asgari gereksinimlerini göz önüne almak gereklidir.


Eğitim faaliyetleri içerisinde önemli bir yere sahip olan üniversiteler de hızla gelişen dünyamızda, küreselleşmenin etkisi altına girmektedirler. Ülkemizde son on yılda kendini katlayarak artan yabancı öğrenci sayılarına bakıldığında da küreselleşmenin önemi başka bir boyutuyla ortaya çıkabilmektedir.


Genel anlamda dünya toplumunun aynı zamanda vatandaşı olarak değerlendirilen öğrenciler, kendi geleceklerini inşa etmek, iyi bir kariyer sahibi olmak ve gelişen dünyanın sağladığı iş alanlarında kendilerine yer bulabilmek adına kamuoyunca ya da kendilerine özgü nitelikleri sebebiyle en iyi kabul edilen üniversitelere yerleşmek istemektedirler. Gelişen dünya ve dijital devrim ile birlikte yüksek öğretim faaliyetleri, yenilikçilik ve beşerî sermaye gelişiminde kritik bir faktör olarak bilgi ekonomisinin başarısı ve sürdürülebilirliğinde merkezi bir rol oynama konusunda daha spesifik sorumluluklar edinmeye başlamışlardır (Dill ve Van Vught, 2010 ). Bu nedenle, yüksek öğretim ulusal gündemlerde giderek daha önemli hale gelmiştir ve son yıllarda OECD’nin yükseköğretim politikalarının incelemesinde de gösterildiği gibi, yükseköğretim son on yılda dünya çapında derin mutasyonlar ve reformlar geçirmiştir (OECD, 2008).Altbach ve arkadaşlarının belirttiği gibi, “son yarım yüzyılda yüksek öğretimde kapsam ve çeşitlilikte benzeri görülmemiş dönüşümlerle işaretlenmiş bir akademik devrime dönüşmüştür” (Altbach ve ark., 2009). Dolayısıyla günümüz üniversitelerinin hem bağlı bulundukları topluma ve içindeki yaşadıkları ülke coğrafyasına hem de dünya toplumunun beklentilerine ve dünyanın gelişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek adına kendine yüklenen misyonları gerçekleştirebilmek için kendilerini yerel ve global misyonlar yüklemede sürekli olarak güncellemeleri gerekmektedir.


“OECD (1999), yükseköğretimin uluslararasılaşmasını; bir üniversitenin tüm faaliyetlerini; öğretim, araştırma ve hizmet fonksiyonları da dahil olmak üzere entegre etmesi” olarak tanımlamaktadır (Kim, 2009, s. 395). Alanda en sık kullanılan tanım, uluslararasılaşmanın ortaöğretim sonrası eğitimin amacına, işlevlerine veya sunumuna “uluslararası, kültürlerarası veya küresel bir boyut olarak entegre etme süreci” olduğunu savunmaktadır (Knight, 2004, s.7).


Son yirmi yılda, küreselleşme hem toplum hem de yüksek öğrenim için merkezi bir güç olarak görülmüştür. Bazıları, geniş ölçüde kaçınılmaz küresel ekonomik ve teknolojik faktörler olarak tanımlanan küreselleşmenin yüksek öğrenimi özgürleştireceğini ve teşvik edeceğini savunmuştur. İnternet, pazar güçleri ve diğerleri gibi teknolojik yenilikler herkesin eşitlik temelinde rekabet etmesine izin verecektir.


Bazı araştırmacılar, bilgi bağımlılığı nedeniyle, her kesimin küreselleşmeye katkıda bulunacağını ileri sürerlerken diğerleri küreselleşmenin dünya çapındaki eşitsizliği güçlendirdiğini ve üniversitenin Mc Donald'laşmasını teşvik ettiğini iddia etmektedirler. Kitlenizden özel sektörün büyümesine kadar, yüksek öğrenim üzerindeki tüm çağdaş baskılar, küreselleşmeden kaynaklanıyor olarak nitelendirilmektedir. Bu hipotezlerin her birinde bir gerçek doğruluk payı vardır - ve ayrıca çok sayıda yanlış yorumlama da vardır.


Genellikle küresel araştırma üniversiteleri veya amiral gemisi üniversiteleri olarak tanınan birinci sınıf üniversiteler (WCU), herhangi bir akademik sisteme gömülü olan ve bir ülkenin küresel bilgi ekonomisinde rekabet gücünü geliştirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bu üniversitelerin bir dizi disiplin ve alanda bilgi yaratma ve yayma konusunda kararlı oldukları geniş bir şekilde kabul edilmiştir; her seviyede elit eğitimin verilmesi; ulusal ihtiyaçların karşılanması; ve uluslararası kamu yararının geliştirilmesi (Altbach, 2009; van der Wende, 2009).


Dünya standartlarında üniversitelerin gelişimi, dünyadaki çeşitli paydaşların politika gündeminde yüksektir (Altbach ve Balan, 2007; Huisman, 2008). Böyle bir “dünya standartlarında” hareket, uluslararası üniversite lig tablolarının yaygınlaşmasıyla körüklenmiş ve yoğunlaşmıştır (Salmi, 2009).


Son birkaç yılda, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde giderek artan sayıda ulus, bölge ve yüksek öğretim kurumu akademik mükemmellik için aynı yarışa katılmış ve bir dizi kalkınma stratejisi benimsemiş ve çeşitli reformlar gerçekleştirmiştir.


Bu bağlamda, Şanghay Jiao Tong Üniversitesi Eğitim Enstitüsü 2005 yılında "Bienal Uluslararası Sınıfta Üniversiteler Konferansı" başlatmıştır. Önceki konferanslar, dünya çapında üniversitelerle ilgili çeşitli konuları tartışmak için dünyanın dört bir yanından üniversite yöneticilerini, hükümet yetkililerini, önde gelen akademisyenleri ve politika araştırmacılarını bir araya getirmiştir. Beşinci Uluslararası Dünya Sınıfı Üniversiteler Konferansı Kasım 2013’te gerçekleştirilmiştir.


“Dünya Sınıfı Üniversiteler Küresel Yüksek Öğretimi Nasıl Etkiler:


"Etkiler ve Yanıtlar” konulu konferans teması, farklı ulusal ve uluslararası üniversitelerden ve bölgesel perspektiflerden dünya standartlarında üniversiteler inşa etme anlayışları ve deneyimlerini içermektedir. Avrupa’daki en eski stratejik finansman programlarından biri, Haziran 2005’te Almanya’daki federal ve eyalet hükümetleri tarafından uygulanan "Mükemmellik Girişimi" idi. Bu program Almanya’daki araştırmaları geliştirmeyi, seçkin kurumları desteklemeyi, teşvik etmeyi ve sonuçta yüksek öğrenim performansını artırmayı amaçlamıştır.


Fransız Hükümeti, “Plan Kampüsü” programına ek olarak, 2009’da “Gelecek İçin Yatırım Programı” - “kilit sektör” adı altında yüksek öğrenim ve araştırmayı artırmak için yapısal bir destek programı başlatmaya karar verdi. Gelecek için.” Üniversitelerinin küresel yüksek öğrenimdeki nispeten düşük performansını fark eden Rus hükümeti de dahil, "Yenilikçi Üniversite Programı"nı "Federal Üniversiteler Projesi" ve "Ulusal Araştırma Üniversiteleri Girişimi" de dahil olmak üzere 1990’lardan beri bir dizi reform ile güncellemektedir.


Bu projeler araştırma kapasitelerini güçlendirmeye odaklanmaktadır. 2012’ nin sonunda, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin 2020 yılına kadar dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 100’de en az beş Rus üniversitesi hedefiyle bir kararname imzalamıştır.


Danimarka (Mükemmeliyet Merkezleri), Finlandiya (Araştırmada Mükemmellik Merkezleri), Norveç (Mükemmellik Merkezleri Programı) ve İspanya (Uluslararası Mükemmellik Kampüsü) yine bu alanda çalışmalarını hayata geçirmişlerdir.


Farklı organizasyon ve yönetim yaklaşımlarına rağmen, bu girişimlerin tamamı mükemmellik için net hedefler önerdiğinden; hükümetler, birkaç kurum ve araştırma merkezine yeterli finansman sağlayarak kendileri için temel politika desteğini de elde etmelerini sağlamaktadır.


Bu girişimler, sürekliliği sağlayan ve bu tür politika uygulamalarının etkinliğini arttıran nispeten uzun vadeli finansman sağlama eğilimindedir. Ayrıca, bu rekabetçi finansman programları hükümet ve ilgili kuruluşları tarafından teklif edilerek, üzerinde uzlaşma sağlandıktan sonra da yasalaştırılır. Mevzuat süreçleri bu eğitim girişimlerini, politikaların yetkili ve zorunlu niteliğini güçlendiren düzenlemelere ve yasalara dönüştürmektedir. Ayrıca, bu fon programları kurumlar arasındaki uluslararası rekabet bilincini de artırmıştır (Wang, 2011).


Hükümetlerin birinci sınıf üniversiteler geliştirme istekleri, çeşitli ülke ve bölgelerde “konsantrasyon ve seçim” politikalarının uygulanmasını hızlandırmıştır; ancak bu alanda da zorluklar kaçınılmazdır. Finansman, araştırma, piyasa güçleri, özerklik, hesap verebilirlik, bilimin küreselleşmesi, akademik özgürlük, akademik mesleğin bir dizi ortak sorunu ve evrensel olarak uygulanabilir olması farklı ülke ve bölgelerde farklı kapsam ve derinliktedir (Altbach) , 2009). Finansal kaynaklar perspektifinden bakıldığında, dünya çapında araştırma odaklı bir üniversite işletme maliyetinin artmasıyla birlikte, birçok hükümet mükemmel üniversitelerini ve mükemmelliği teşvik etmek için yoğun finansman ile desteklemeyi başarmıştır. Ancak, burada iki konu dikkate alınmalıdır. Bir yandan, son ekonomik kriz bağlamında, birçok gelişmiş ülke kamu harcamalarını eğitime yönlendirirken, çoğu gelişmekte olan ve geçiş ekonomisine sahip ülkeler genel olarak GSYİH’nın bir payı olarak düşük eğitim harcamalarına sahiptir (Dünya Bankası, 2012).


Bu şu kaygıya yol açmaktadır: Birinci sınıf üniversitelerin finansmanı ne ölçüde sürdürülebilir olabilir? Öte yandan, yüksek öğretim sisteminin üst ucunda ulusal girişimler yoluyla önemli yatırımlar var olurken, sistemlerin altındaki diğer üyeler, devletten yeterli destek alamayabilir ve bu da kitlesel yüksek öğretimin genel kalitesini zayıflatabilir. (Altbach ve Wang, 2012). Ulusal düzeydeki politika yapıcılar, bir kamu sektörü yatırımı olarak kaç tane dünya standartlarında üniversitenin arzu edilebilir ve uygun maliyetli olduğunu sorgulamalıdır (Salmi, 2009). Araştırma ve yenilik açısından bakıldığında, miktar ve kalite arasında bir denge hala var. Örneğin, araştırmalar Doğu Asya üniversiteleri tarafından uluslararası olarak yayınlanan makale sayısında, özellikle de ekstra fon alanlarda atıf verilerinin yansıttığı yayın kalitesi ve önemli uluslararası etkinin hızlı bir büyüme gösterdiğini (Marginson, 2011b). Konsantre araştırma harcamalarının entelektüel kaliteyi etkileyen unsurlardan biri olabileceğini, ancak araştırma kültürü ve kurumsal özerkliğin yanı sıra akademik özgürlüğün de bu sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermiştir (Marginson, 2011a). Yönetişim perspektifinden bakıldığında, neoliberal ekonomik uzlaşma bağlamında özerklik ve hesap verebilirlik arasındaki gerginlikle nasıl başa çıkılacağı temel bir sorun olarak görülebilir. Önceki satırlarda sözü edilen bu rekabetçi finansman programlarının, seçilen üniversitelerin özerklik ve esnekliklerini, taleplerine göre harcamalarını mümkün kılarken, performans kriterleri hesap verebilirliği ile kaliteyi sağlamak için birbirlerine sıkıca bağlanmalıdır (Dünya Bankası, 2012). Ancak, güçlü ulusal yönlendirme ve kontrole sahip ülkeler ve bölgelerde, araştırma önceliklerinin hükümetler tarafından belirlenmesi ve şekillendirilmesi mümkün olabilir (Altbach, 2009; Marginson, 2011a).


Ayrıca, fon kaynaklarının çeşitlendirilmesi ile ilgili olarak, araştırmanın ticarileştirilmesi önemli zorluklar getirmektedir: piyasa güçleri ve ticari çıkarlar geleneksel akademik normlar ve ticari çıkarlar arasında ve temel araştırma ile uygulamalı ve genellikle kar odaklı araştırmalar arasında potansiyel çatışma olması da mümkündür (Altbach, 2009).


Yüksek öğretim, yenilikçilik ve beşerî sermaye gelişiminde kritik bir faktör olarak bilgi ekonomisinin başarısı ve sürdürülebilirliğinde merkezi bir rol oynar (Dill ve Van Vught, 2010). Bu nedenle, yüksek öğretim ulusal gündemlerde giderek daha önemli hale gelmiştir ve son yıllarda OECD’nin yükseköğretim politikalarının incelemesinde de gösterildiği gibi, yükseköğretim son on yılda dünya çapında derin mutasyonlar ve reformlar geçirmiştir (OECD, 2008).


Altbach ve arkadaşlarının belirttiği gibi, “son yarım yüzyılda yüksek öğretimde kapsam ve çeşitlilikte benzeri görülmemiş dönüşümlerle işaretlenmiş bir akademik devrim gerçekleşmiştir” (Altbach ve ark., 2009). Yetenek yoğunluğu perspektifinden bakıldığında ise, dünya standartlarında üniversitelerin, mesleki kaygı ve dikkatlerini kendilerini öğretim ve araştırmaya adamış yüksek eğitimli profesörler, akademisyenler ve bilim adamlarını bulmak ve yetiştirmek için yoğunlaştırmaları gerekmektedir. Özellikle orta ve düşük gelirli ülkelerde karşılaşılan zorluklardan biri ise, sadece akademik personele değil, aynı zamanda idari personel ve çalışanlarına makul ücret ve istihdam güvenliği temin etmek, zaman ve iş taahhütlerini garanti etmek ve yaratıcı araştırmalarını sağlamaktır (Altbach, 2009). “Yayınla ya da yok et” ortamında, profesörlerin öğretim ve araştırma sorumluluklarını dengelemeleri için çok az uygulama yapılmıştır (Deem, Mok ve Lucas, 2008). Ulusal diller açısından bakıldığında, İngilizce eğitim ve araştırma için küresel akademi de hâlâ hakimdir (Altbach, 2011). Küresel rekabete girmek için, dünya standartlarında üniversiteler uluslararası bilim ve burs dilinde faaliyet göstermelidir. Dünya çapında artan uluslararasılaşma hareketine rağmen, öğrenimin büyük ölçüde İngilizceye çevrilmesi biraz zaman alacaktır (Marginson, 2011b). Bu arada, dünya standartlarında üniversiteler, yerel toplulukların taleplerine hizmet etmek için araştırma geliştirme, yerel bağlamlarında araştırmaları yayma ve yerel dilleri destekleme ve geliştirme sorumluluklarına da sahiptir (Altbach, 2009). Ortak bir hedefe ve tüm dünyada gözlemlenen akademik mükemmelliği inşa etmeye yönelik stratejik bir odaklanmaya rağmen, bu yaklaşımlarda benimsenen farklı vurguları, prosedürleri ve mekanizmaları belirlemek zor değildir. Altbach ve Salmi’nin dünya standartlarında bir üniversite işletme araştırmasında (2011), eğitim reformu ve değişikliklerin bir boşlukta gerçekleşmemesinden dolayı kurumların evrimleştiği bağlamı analizlerin doğru yapılabilmesi için dikkate alınmalıdır.


Ülkeler ve yüksek öğrenim sistemlerini denetleyenlerin ülke ve üniversitelerin ihtiyaçlarını, kaynaklarını ve uzun vadeli çıkarlarını dikkatle değerlendirmeleri ve stratejilerini ulusal, kurumsal modellerine göre tasarlamaları gerekmektedir. Akademik mükemmellik için evrensel bir model veya reçete yoktur (Salmi, 2009). Uluslararası deneyimler, ortak deneyimlerimizden ders çıkarmak için faydalı olabilir; ancak, uluslararasılaşmayı basit bir şekilde ülkeden ülkeye veya üniversiteden üniversiteye basit bir politika kopyalama işi olarak görmemelidir.


Dünya sıralamasında lider olan üniversitelerin büyük çoğunluğu, ABD, Almanya veya İngiltere gibi büyük ekonomileri olan gelişmiş ülkelerde bulunmaktadır. Nispeten daha küçük ekonomileri olan gelişmiş ülkelerin üniversiteleri de dünya sıralamalarında sağlam bir mevcudiyete sahiptir: İskandinav ülkeleri, Hollanda veya İsrail bunlara örnek olarak sayılabilir. Bu gerçekler göz önüne alındığında, sıralamalar ve dünya standartlarında bir üniversiteye eşlik eden kavramlar gelişmekte olan dünyayla ilgili midir...


Uluslararasılaşma önemli bir etkiye dönüştüğünden, son yıllarda toplumların dokusunda yükseköğretimin rolü önemli ölçüde değişmiştir. Üniversitelerin ulusal rolü uluslararası lehine azaltılabilir (Deem, Rosemary, Mok ve Lucas, 2008, s.91). Aynı zamanda, üniversitelerin kendileri, küresel güçlerin etkisi nedeniyle kendi faaliyetleri üzerinde daha az egemenliğe sahiptir (Marginson ve van der Wende, 2007, s.17).


Birinci sınıf üniversite olgusu, araştırmaların yoğun olarak gerçekleştiği üniversiteler arasındaki uluslararası rekabetin bir sonucudur. Altbach’ın belirttiği gibi, “Kimse dünya standartlarında bir üniversitenin ne olduğunu ve nasıl bir tane edineceğini çözemedi” (Altbach, 2004, s.20). Uluslararası üniversite sıralamasının oluşturulması, bazı gözlemcilerin akademik silahlanma yarışı olarak düşünmelerine yol açmıştır (Dill ve Soo, 2005, s. 523) çünkü sıralamalar sıfır toplamlı bir prestij oyunu yaratmaktadır. Bu sıralamaların çoğu, bilimlerdeki araştırmaları değerlendirerek tek boyutlu bir mükemmellik modeli yaratmaktadırlar (Nelson ve Sauder, 2007, s.3). Rauhvargars, politika yapıcıların “kalite amacının temel ilkelerinden biri olan ‘amaca uygunluk” ilkesini uygulamaktan ziyade, sıralamaların en iyi araştırma üniversitelerini tespit etmek için kullandığı standartlara göre dünyadaki tüm yüksek öğrenimleri yargılama eğiliminde olduklarına dikkat çekiyor (Andrejs, 2011, s.13). Küreselleşme, tüm yüksek öğretim kurumlarını varlıklı üniversitelerin egemen olduğu eşitsiz bir küresel bilgi sisteminin baskısına maruz bırakır ve bu kurumların norm ve değerlerini herkese dayatır (Altbach ve Balan, 2007, s.17).


Ulusal hükümetler ve bireysel araştırma üniversiteleri politika hedefleri olarak sık sık “dünya standartlarında statü” ilan ettiler. Doğru ya da yanlış, Avrupa ve Kuzey Amerika üniversitelerinin öncülüğünü takip ederek, referans çerçevelerini ulusaldan uluslararasıbir yöne doğru kaydırmaktadır (Yang & Welch, 2012). Küresel olarak rekabet edebilmek, yüksek derecelerden daha fazlası anlamına gelir, ancak uluslararası lig tablolarının geliştirilmesi, dünya çapında mükemmellik savaşında yeni mühimmat sağlamıştır (Hazelkorn, 2011, s. 4).


Bugün dünyadaki kamu politikası, daha önce belirgin olmayan bir şekilde eğitime odaklanmaktadır. İnsan hizmetleri birçok ülke için ticaretin önemli bir unsuru haline gelmiştir ve insan sermayesine olan talep artık küresel olarak artmaktadır. Yükseköğretim, beşeri ve sosyal sermayenin gelişiminde önemli bir bileşen olarak kabul edildiğinden (Bassanni ve Scarpetta, 2001), onunla ilgili politikalar hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin ekonomik ve kamu politikalarının merkezinde yer almaktadır.


Bunun doğrudan bir sonucu, katılımı ve erişimi artırmak için devlet politikaları yoluyla yüksek öğrenimin genişletilmesidir. Bu küresel eğilimden hükümetler için en büyük zorluklar genişlemeyi finanse etmek ve standartların korunmasını sağlamakla ilgilidir. Beşeri ve sosyal sermayenin gelişimi, birbirine bağlı küresel bir dünyada ulusal rekabet gücünün itici gücü olarak görülmektedir. Bu, ekonominin hem kamu hem de özel sektörlerinin, etkili eğitim çıktılarının sağlanma sından sorumlu süreçlerin etkinliği hakkında endişelerini giderek paylaşmasına yol açmaktadır. Günümüzde eğitimde olanlar artık sadece eğitimcilerin ve akademisyenlerin eyaleti değil. Diğer paydaşlar da doğrudan yer almak istiyorlar.


Yükseköğretim sistemi içinde çeşitlendirme üzerine yapılan çalışma ve tartışmalarda, çeşitliliğin olumlu bir fenomen olduğu genellikle nettir (bakınız Reichert, 2009; Teichler, 2008). Bu özellikle ABD sistemi çalışmaları için geçerlidir, ancak şu anda, yüksek öğrenim üzerine yapılan her resmi konuşma, mevcut ihtiyaçlara göre uyarlanmış çeşitlendirilmiş bir yükseköğretim sistemine duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.


Çeşitlendirmenin hem öğrenciler hem de daha geniş topluluklar için bir sosyal fayda kaynağı olduğu varsayılmaktadır çünkü kitle ve elit eğitimin kaynaşmasına izin verir; bireysel öğrencilerin ihtiyaçlarına ve yeteneklerine uyum da dahil olmak üzere çeşitli öğrencilerin beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılayabileceğinden, eğitim almak isteyen herkes için eğitime erişim sağlar; çalışılan konuların seçimini arttırır ve farklı işgücü piyasalarının (ve artan uzmanlıkların sayısının) ihtiyaçlarına cevap verebilir; ve sosyal hareketlilik için fırsatlar yaratarak farklı sosyal çıkar gruplarının ihtiyaçlarına hizmet eder. Kısacası, karmaşık topluluk baskılarına karşılık gelir.


Ayrıca, üniversitelerin misyonlarını ve iş profillerini seçmelerine izin veren eğitim kurumlarına da yararlanır ve seçilen kurumlardaki yeniliklerin deneysel olarak uygulanmasıyla ilişkili riskleri azaltır ve yüksek öğretim kurumlarının verimliliğini daha da etkiler. Son olarak, çeşitlendirme özerklik ve akademik özgürlük için bir önkoşuldur (bkz. Birnbaum, 1983; Huisman, 1995, 2000; Reichert, 2009; Stadtman, 1980; Van Vught, 2008).


Üniversite sıralamaları yüksek öğretim kurumlarının çeşitli faktörlerin çeşitli kombinasyonları temelinde sıralanmıştır. Sıralamaların hiçbiri, sıralanan kurumların güçlü yönlerine kapsamlı bir genel bakış sunmaz, çünkü hepsi sonuçları temel alan kolayca ölçülebilir bir dizi özellik seçer. Sıralamalar çoğunlukla dergiler, gazeteler, web siteleri, hükümetler veya akademisyenler tarafından yapılır. Üniversitelere ek olarak, kuruluşlar belirli programlar, bölümler ve okulların sıralamalarını gerçekleştirir. Çeşitli sıralamalar, finansman ve bağış, araştırma mükemmelliği ve / veya etkisi, uzmanlaşma , kabul, öğrenci seçenekleri, ödül numaraları, uluslararasılaşma, lisansüstü istihdam, endüstriyel bağlantı, tarihsel itibar ve diğer kriterlerin kombinasyonlarını dikkate alır. Kurumsal sıralamada çoğunluk araştırmaya dayanır. Bazı sıralamalar tek bir ülkedeki kurumları, diğerleri ise dünya çapındaki kurumları değerlendirir. Konu, sıralamaların kullanışlılığı ve doğruluğu hakkında çok fazla tartışma yaratmıştır. Derecelendirme metodolojilerindeki geniş çeşitlilik ve bunlara eşlik eden eleştiriler, alandaki fikir birliğinin eksikliğini göstermektedir. Ayrıca, sıralama sistemleri, aşırı alıntılarla veya anketlerde birbirini destekleyen araştırmacılarca nesnel yönden olumsuz olarak etkilenebilmektedirler. UNESCO , sıralamanın “yarardan çok zarar verip vermediğini” sorgularken “Doğru veya yanlış, sıralamaların ilgililer tarafından kalitenin bir ölçüsü olarak algılandığını ve böylece tüm dünyadaki üniversiteler arasında yoğun bir rekabet yarattığını” kabul etmektedir. Küreselleşme araştırma ve geliştirmenin tüm yönlerinde hızlı bir değişime yol açtığından, uluslararası rekabet ve işbirliği dünyadaki çoğu üniversitenin gündeminde yüksek öncelikli konular haline gelmiştir. Bu rekabet ve işbirliği ortamında, üniversiteleri performanslarına göre sıralamak oldukça popüler ve tartışmalı bir araştırma alanı haline gelmiştir. Tüm üniversiteler, mevcut akademik performanslarını değerlendirmek ve ilerlemelerini güçlendirmelerine ve sürdürmelerine yardımcı olabilecek stratejik planlar geliştirmek için dünyadaki diğer üniversiteler arasında nerede durduklarını bilmelidir. Bu ihtiyacı gidermek amacıyla 2003 yılından bu yana ARWU-Jiao Tong (Çin), USNEWS (ABD), THE (Birleşik Krallık), Leiden (Hollanda), QS (Birleşik Krallık), Webometrics (İspanya), HEEACT / NTU (Tayvan) ve dünya çapında üniversiteleri çeşitli göstergelere göre sıralayan SciMago (İspanya), URAP (Türkiye), Leiden-CWTS (Hollanda), CWUR (Birleşik Arap Emirlikleri), RUR (Rusya) gibi çeşitli sıralama sistemleri geliştirilmiştir.


Web of Science, Scopus ve Google Akademik gibi yaygın olarak bilinen ve güvenilir bilgi kaynaklarından elde edilen bibliyometrik verilerin kullanılması, bu sıralama sistemlerinin nesnelliğine katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte, çoğu sıralama sistemi, çoğunlukla gelişmiş ülkelerde bulunan kurumları temsil eden, dünya çapında en iyi 700-1000 üniversiteyi kapsamaktadır. Dünyanın diğer ülkelerinden üniversiteler de küresel ve ulusal düzeydeki diğer kurumlar arasında nerede olduklarını bilmeyi hak etmektedirler ve bilmeleri de gerekmektedir. Daha kapsamlı analizler daha çok göstergenin yorumlanması anlamına geleceği için de daha doğru sonuçlar ve çıkarımlar elde edilebileceği de ön görülebilir.


Üniversite Sıralama Kuruluşları, ülkelerine göre farklılık gösterdiği gibi kullandıkları metodoloji ve veri tabanları arasında da farklılıklar bulunmaktadır. En nesnel ve kabul edilebilir anlaşılır ölçütlere sahip kuruluşlar en itibarlı olarak anılmaktadırlar. Bu kuruluşların mantığı üniversiteleri yerel ve küresel boyutlarıyla ağırlıklı olarak akademik verimlilik ve kalite açısından ele almaları şeklinde işlemektedir. En saygın kuruluşlar şüphesiz en doğru ve açık sonucu paylaşabilen kuruluşlardır ancak ne yazık ki literatürde ağırlıklı olarak kullanılan metodolojinin, temel alınan kriterlerin ve belirlenen ölçütlerin üniversiteleri tam anlamıyla yansıtamadığı ve alanda haksız bir rekabete yol açtığı yönünde eleştiriler olsa da bugün Google Page_Rank verileriyle de karşılaştırıldığında dünya toplumunun büyük bir kesimi; veliler ve öğrenciler bu sıralama kuruluşlarının verilerini dikkate alabilmektedir.

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör